2019…

Ey deli gönlüm! Kendinden geçtiğin günden beri, tükettin nice sürgünleri… Sen ki vaktiyle giyen o kör miğferi… Kalmayana dek bir nefeslik feri, fenâ fillâhın hatrı sayılır bir eri… Senin için vücut basit bir deri, sevgiliye sükût dahî bir alın teri… Bilirim; zikredilse dilin katlanır geri; fikrinin sırat köprüsü, hani o adım atamadığın yeri… Göz yaşları kalmışken azâmetinden geri; bir bakışa kurban eden vazgeçilmez seri… Seni anlatıyorum ey deli! Utanırsın tamam belî ama gördüm ben sendeki cevheri… Kıyamet güneşinde kururken âlemin dili, ne hayret ki bu sende bir günlük zemherî… Dağları hallaç pamuğu edecek depremi, sana günbegün yaşattı bir şânı perî… Bir solukta duyunca sevgiliden eşsiz amberi, söyle! Sarhoşlukla unutmadın mı sünnet-i peygamberi… Hiçbir nizam tutamazken sîretini diri; ondan bir selam, sanki sûra üflüyor biri… Sen rûhun kaynağına bağlamışsın bu hâlin gemini; bin yıl da kaynasan onsuz almazsın demini… Mecnûn’u, Ferhat’ı, Leylâ’sı, Şirin’i, hepsi bu yolun çürümüş sersefili; benim diyenin nazârında bu diyârın sensin sefiri… Nuh tufanı gibi coşarken duydun yüce emiri ve duruldun Bin fersah yüksekten sarmışken zemini… Hak ettin çilegâhından en sessiz yerini; görünce bu hâlle yakaran Muhammed’ül Emîn’i…

Sen! Evet sen ey deli! ÂŞK mı dendi? Kır kalemi, kapat defteri…

Yorum bırakın