2019…

Ve aleykümselam Ademoğlu, hoşgeldin! Gel hele otur karşıma da iki çift lafın belini kıralım. Anlat; ne yaptın görüşmeyeli, şu kısacık ömürde hemhâl olalım… Benim nasıl olduğumu sorma. Ben derdi olmayınca dertlenenlerdenim. O yüzden beni geçelim, senden konuşalım…
Ne yaptın? Aradığın bir benliğin vardı, bulabildin mi? Geçmişinle, çocukluğunla yüzleşebildin mi? Başkalarına suç atmayı bırakıp, hayatındaki mutsuzluğun kaynağını kendinde arayabildin mi? Başkaları ne yapıyor acaba diye düşünmekten vazgeçip ben kimim, neydim, neyim ne olacağım diyebildin mi? En önemlisini sen de biliyorsun, kendine sürekli neden sorusunu sorabildin mi? Her cevabın ardından tekrar tekrar neden diyebildin mi?
Cevap veremediğine göre sorularım ağır geldi, tamam daha basit sorayım. Bu sabah mesela, kalkabilmek için sıcak yatağından, bir adım atmak kaç dakikanı aldı? Karşılaştığın bir tanıdığına gülümseyip selam vermek konusunda kaç kere ikilemde kaldın? Kaç kere başını çevirip görmezden geldin? Peki, sevdiğin o insana duygularını açabildin mi? Yani edebiyat yapmaktan bahsetmiyorum, samimi olup da iki kelâm edebildin mi? Hepsini geçtim, bana şunu söyle; acaba hakikaten seviyor musun emin olabildin mi? Ondan ya da genel olarak bu hayattan gerçekten ne istediğini idrâk edebildin mi? Yine cevap yok! Tamam en temele ineyim; söyle, sonunda kendini sevebildin mi?
İşte tüm bunların olabilmesi için gereken şey cesarettir ey Ademoğlu! Bu sorulara cevap verebilmek de bir cesarettir.
Biz iman ettik ki en büyük savaş kendimizle olandır. Hâliyle en büyük düşman da bu savaşta karşı safta olandır. Düşmanını tanımadan savaşı kazanamazsın, yüzleşmeden tanıyamazsın… Adım atmadan yüzleşemez, potansiyeline vakıf olamazsın… İşte en büyük cesaret, bu savaşta kalbine adım adım, nefes nefes dolandır.
Cesaret adım atmaktır… Bazen bir adım atmak, bazen bütün gemileri yakmaktır… Cesaret yanmaktır ey Ademoğlu! Bu hayatta cesaretin varsa yandın ama cesaretin yoksa hepten yandın…
