2019…

Üstâdım neredeyiz, nasıl bir yerdir bu alan… Kıyamadığımız şu çimen midir böyle güzel amberler sunan… Peki, doyamadığımız bu hoş meltem de nedir âciz gönlümüze dolan… Kuşlar, kelebekler, goncalar ki bizi hayran kılan; yanımızdan akan şu ırmak da ne zemzemi andıran… Neyimizedir bunca lütûf bize görmek nasip olan…
O da kimdir; bir zât görürüm epey uzakta duran; ne hikmettir yarım fersah öteden gölgelerimiz bir olan… Etrafındakileri tebessümle, muhabbet ve hoşgörüyle saran… Gözünde bakışlarıyla nûr, sözünde nakışlarıyla huzur salan…
O nasıl söz üstâdım! Ne demektir bura gönül sarayın, o da rûhundur bedenden arta kalan… Biz güçsüz bir kuluz günahlara dalan; ömrü nefsi elinde edilmiş talan… Yanlışlarının yankısını tâ yıldızlardan duyan; pişmanlıktan başını duvardan duvarlara vuran… Eteğimizden dökülürken binbir yalan; biz kimiz Rabbin rızasında bu raddeye varan… Bir dîlimiz var O’nun nazârı için yanan, bir de dilimiz her dem bıçak sırtında kalan… Taş kalbimiz midir kanatlanıp takvâya konan… Üstünlükle mi parlayan? Aman üstâdım aman! Bize sen öğrettin; “Barşa yahşi biz yaman, barşa buğday biz saman…”
Emir baş üstüne geldim üstâdım… Dizimi de kırdım postu serdim üstâdım…
Işığını saç dersin; ben karanlıkta kayboldum kaldım. Saklanma azığını aç dersin; ben aç bî ilaç kuraklığa daldım… Savaşmaktan değil durup dinlenmekten kaç dersin; ben tembelliğe, zevk ü sefâya kandım… İyiyi kötüyü anlat dersin; ben ateşi nûru hesapsızca kardım… Gönülleri genişlet dersin; ben ömrüm boyunca dardım… Bu görev artık senin derdin; nefsimle ilk nefeste tıkandım… Sen beni kelâmının lezzeti sonsuz diye andın; ben dimağlarda yalnızca hoş sadâ bir ândım… Ben minicik bir fidandım; asırlar geçti henüz tomurcuklandım… Ben; ben deyince olurum sandım; ne zaman ben desem fitne doldu önüm ve ardım… Ve gördüm ki tevâzu diye kibirle yârdım; ondan artık dünyaya doğrulmaz yâdım…
Ne olur bana öyle nazâr etme üstâdım… Dedim ya minik bir fidandım… Nûr diye bir kıvılcım aldım; ormanlarca, ufuklarca yandım…
