2019…

İçimdeki yangının dumanı yakıyor boğazımı… Biliyorum, yükselen lavlar birazdan patlatır avazımı… Bam telinde kırıp âşık sazımı; savurdum karanlığa inciler kattığım niyâzımı… Şûleler sararken rûhumun bezgin mayasını; tipilerle bezedim donduran keskin ayazımı… Çevirdim titreyen ellerimin ayasını; söyledim “Sana sığındım ya Rabb!” duâsını… Bıraksam iblisimi inletir ağa babasını; ama istemem ne kötülüğü ne de dahasını… Yârim hüzünle geçirmesin diye iki ânın arasını; kıskandırırım o taşlanan şeytan kayasını… Ucu ona dokunmasa; çalıp cahilin yüzüne karasını, koparırdım o fikirsiz kafasını… Parçalayıp zehirli yarasını; ayırırdım dünyadan verimsiz karasını… Ama bilirim; öfkem dindirmez başımın ağrısını… Kapatıp uçsuz bucaksız kalbimin kapısını; tek nefeste doldurdum gözyaşı ırmağımın yarısını… Âlem yıkılır atsam bir damlasının nârâsını; bense fısıldayıp yıkadım gönlün en izbe mağarasını… İki kelimeyle harâb edebilecekken câhilin arzını; onun saçından bir tel sarsılır diye kapadım iğnelerle dolu ağzımı… Bu savaşta gâh muhasebe ettim gereksizi ve lâzımı; gâh kendime hasım ettim sinirden lâyık olamadığım namâzımı…
Fitneyle terk eden var ya kâl u belâsını; ateşten bir kement gibi asılıp boynuna versem cezâsını… Katledip gömdüğüm kabrini yaksam dostlar! Yine soğumaz içim velhâsılı… Lâkin alev incitir diye yârin edâsını; dağları sırtlanır da bozmam dilimin sessiz sedâsını…
Fermânımın abdalları bilir hâlimin mânâsını; dermânım Âşk ile sükûttur; bir tek gözleri yârimin verir âlâsını… Feryâdımın kartalları asilce duyurur nidâsını; sükûtum asırlara, ömürlere yayar binâsını…
